Doksanlarda çocuk olmak

Sürekli söylenen ve duyulan laf. Hele ki doksanlar nesli için sürekli dillerde olan bir cümle. Kendileri için sokağın tadını alabilmiş son nesil olarak tanımlarlar. Ki çoğu zamanda öyledir. 2002-2003 yıllarından sonra gelişen teknoloji ve internet alt yapısıyla, buna birde her geçen işlenen suçlarda eklenince çocuklar bırakın 3-5 sokak ötedeki parka gitmeyi, kapının önüne çıkarmaya korkar oldu ebeveynler. Bunun sebebine çocuklar rahat rahat enerjilerini atamaz oldular. Doksanlar çocukları bu konuda söyledikleri “sokağın tadını alabilmiş son nesil” derken biraz da bunu kastediyorlar.

Gelin görün ki, çocukluk yaşadıkları dönemde de birçok alanda kendilerini şanslı hissetmeleri gerekir. Çünkü dönem dönem yeni çıkan ürünleri takip edip olaya hâkim olabiliyorlar. Oynadıkları sokak oyunları, arkadaşlık, dostluk, akrabalık kavramları bir başka. Hatırlayalım mı doksanlar çocuklarının oynadıkları, izledikleri, yedikleri içtikleri şeyleri. Hadi bakalım.

Hugo ve tolga abi programı… Hatırlayanlar çok iyi bilir ki, o tolga abinin ayağından o turuncu pantolon hiççç eksik olmazdı. Ve çocukların dikkatini baya çekmiş bir program. Hatırlamayan çok az çıkar. Bu çocuk programında en çok hugo’nun devekuşuyla olan oyununu severdim. Ve eğer 800 li yılların son senelerinde, doksanlı yılların ilk 2-3 yılında doğmuşsanız, mahallenin muhtarları, polis akademisi, hayalet avcıları, süper baba, yedi numara, ruhsar gibi dizileri, taş devri, scooby doo, şeker kız candy, bayblade, pokemon, tazmanya canavarı gibi çizgi filmleri çok rahatlıkla hatırlarsınız. Ve eğer yine hatırlıyorsanız, o dönemin meşhur sakızları turbo, love is, sulugöz, big babol, mino, tipi tip vardı. Hatta yumiyum vardı. Daha sonra tofita gibi yeni nesil olanları çıktı ki, tofitaları da artık raflarda kolay kolay göremiyorum. Cino’lar, çokomel’ler, meybuz’lar (o zamanlar max dondurmaları bile bize pahalı gelirdi), capri sun’lar, tang’ler, peki’ler, diş, solucan şekillerinde jelibonlar(açıkta satılırlardı birde)… yiyecek içecek olarak akıllara neler neler gelir yani. Oyun olarak aslında resmen sokaktan eve girmezdik. Hele okulların olmadığı zamanlar ( tatiller vs) sabah 10-11 gibi bir çıkılırdı, akşam ezanından önce eve girilmezdi. Yazın zaten akşam ezanı 8 lerde okunurdu. Mahalledeki erkekler genelde mahalle maçı denilen (mahalle denildiğine bakmayın, bir sokakta nerden baksanız bir 10 çocuk çıkardı erkek olarak en az) futbolu oynarlardı. Eğer ki mahalle maçını yapacak kadar erkek çocuğu yoksa, sokaktaki çocuklar toplanır, istop, ortada sıçan, saklambaç, ebelemeç gibi oyunları oynarlardı. Eğer birkaç kız bir aradaysa yine bu mahalle maçı hariç saydığım oyunların yanında seksek, ip atlama, hulahop gibi şeylerle oynarlardı. Oyuncak bebekler deseniz Barbie bebeklerinin en popüler olduğu zamanlar. Ama tabi parası olamayan aileler çocuklarına idare etsin diye farklı bebekler alırlardı. Et bebek derdik onlara. Daha değişik söyleyenlerde olurdu. Sporcu kartları, tasolar ve misketler.  Bunların yeri ayrıydı… Kapaklarla oynanırdı. Hatta atari, tetris gibi oyunlarda meşhurdu. Daha büyük yaşlardaki abiler ablalar şimdikinin internet kafeleri sayılabilecek atari salonlarına giderlerdi. Ankesörlü telefonlar vardı, jetonla çalışırlardı. Hatta 2000 yılında olması lazım, kartlı haline döndü.

Doksanlı yıllara ait hatırlanacak o kadar çok şey var ki. Daha buraya yazmadıklarım bir o kadar da çok. Kime söyleseniz “doksanlar” diye, o zamanın çocukları, şimdiki zamanın gençleri hep özlemle anıyor o günleri.

  • Site İçi Yorumlar
Makale gönderim sistemimize hoş geldiniz

Galeri Alanı

828 x 478